Urla’da oyun izlemek

Urla’da oyun izlemek


Urla Devlet Tiyatroları sahnesinde keyifli bir oyun izledim bu gece. “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An” veya diğer adıyla “Aksesuvarcı.” Oyunu, Eberdhard Streul yazmış.Sayın Ali İpin yönetmiş. Murat Karasu ile Özge Özdemir oynuyor. Oyunu asıl olarak Murat Karasu sırtlamış. Oyunun yüzde doksanı onun üzerinde. Adeta tek kişilik bir oyun gibiydi. İdare müdürü rolünde oynayan Özge Özdemir sadece oyunun son üç veya dört dakikasında sahneye çıkıyor. Fazla bir görevi yok. Ama oyunun bir parçası. Josef bir tiyatronun geri planında çalışan bir teknik elemandır. Asıl işi aksesuvarcılıktır. Bir Gece oyun iptal edilmiş olduğundan bir gün sonraki oyununun aksesuarlarını hazırlamak için salona gelir. Günlük kıyafeti, elinde iş çantası ve eski usul bir kasetçalar ile görünür. Ağzında da güzel bir şarkı vardır. Şarkıyı burada özellikle belirtiyorum, çünkü Josef’in çok güzel bir sesi var. Çocukluğunda şan dersleri almış. Operayı bilen ve seven biri. Ama kader onu müzisyen değil tiyatro emekçisi yapmış. Josef, salonda seyircileri görünce çok şaşırır. Sahneden kaçar. Ama tekrar dönmek zorundadır. Onun için artık yapacak bir şey yoktur. Mecburen seyirci ile uzun bir sohbete girer. Onlara bu gece oyunun olmadığını, bilmeden salona gelmiş olduklarını söyler. Artık çaresiz durumu kurtarmak zorundadır. İdarecilerden bir haber gelene kadar sohbet eder seyirciyle. Onlarla öyle bir diyalog kurar ki sahnede bir aksesuvarcı gibi değil, bir tiyatro üstadı, bir opera sanatçısı veya bir balet gibi hareket eder. Josef 30 yıllık iş hayatını büyük bir zevkle anlatır. oynanan oyunlardan, tiradlardan, repliklerden örnekler verir. Seyirciye, bir aksesuvarcının tüm özelliklerini anlatır. Onun da tiyatronun bir parçası olduğunu, yaptığı işin ne kadar önemli olduğunu dile getirir. Aksesuvarları nasıl yerli yerinde koyduğunu, onları hangi şartlarda yaptığını ve koruduğunu anlatır. Ama ilk oyunda unutulduğunu ve geri planda bırakıldığını söyler. Oyun boyunca tiyatronun geri planında olan elemanların ne kadar önemli olduklarına şahit oluyoruz. Bir oyunun sadece sahnede görünen oyunculardan ibaret olmadığını anlıyoruz. Oyunu izlemeye gelenlerin oyunu izlerken yaşadıkları durumları, oyunu eleştirenleri, sırf eleştiri olsun diye eleştirdiklerini, bazen seyircilerin yuh çektiklerini hatta önde uyuyanların bile o an uyanıp onların da yuh çektiklerini, neden böyle yaptıklarını sorunca da onların da oyundan, sanattan anladıklarını göstermek için yuh çektiklerini dile getirir, Ama sonra sahne arkasında bulunan elemanların da seyirciyi eleştirdiklerinin unutulmaması gerektiğini belirtir. Oyun boyunca tek başına seyirci ile baş başa kalan Josef, izleyenleri hiç sıkmıyor, aksine onların yüzünde gülücükler yaratıyor. Bir de oyunda dikkatimi çeken özellik, josef rolündeki oyuncunun gerek sahne ışıklarını ve ses efektlerini kendi ayarlaması idi. Ustalıkla seyirciye hissettirmeden, oyunun bir gereği imiş gibi ışıkları ayarlıyor ve elindeki kasetçalar ile efektleri verebiliyordu. Gerçekten bir buçuk saat kadar bir süre adeta tek kişilik bir oyun izledik. Oyunun son beş dakikalık bölümünde müdür rolünde Özge Özdemir çıktı sahneye. Klasik tipik bir müdür rolünde gördük onu. Gözlüklü saçları toplanıp bir kalemle bağlanmış, pantol, gömlek ve ceketle ciddi görünen ama seyirciyle karşılaştığı an yapmacık gülümsemeleriyle farklı olduğunu göstermeye çalışan bir müdür rolündeydi. Son bölümünde çantasından çıkardığı zarfı Josefe verip gitti. Bu zarf, işini seven ve ona aşkla bağlı olan ve severek yapan, canla başla uğraşan bir çalışanın sonu idi sanki. O zarf Josef’in ölüm habercisi idi sanki. Bence o zarfın Josef”e verilmesi hiç de doğru olmadı. Oyun sonunda beni biraz üzdü bu zarf. Oysa o ana kadar yüzümde hep gülücükler, tebessümler vardı. Murat Karasu’nun bir buçuk saatlik performansı sayesinde üzüntüyü unutmuştum. Bu kadar güzel bir performanstan sonra doğrusu üzüleceğimi hiç beklemiyordum. Oyun o kadar gerçekçi idi ki salondan çıkarken, gerçekten hakkıyla çalışanın, işini severek yapanların değeri hiç bilinmiyor diye düşündüm. Değerli insanlar, bir çaput gibi buruşturulup bir köşeye atılıyor, galiba bunun için adam olamıyoruz demekten kendimi alamadım. Hakan Yozcu Urla İzmir

Paylaş

Önceki Haber

BÜYÜKKONUK EKO TURİZM DERNEĞİ YÖNETİM BELLİ

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 × 1 =